Son dönemlerde toplum olarak en çok yara aldığımız konulardan biri, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e yönelik yapılan hakaretlerin artmasıdır. Bu hakaretlerin büyük bölümü sosyal medya üzerinden yapılıyor. Klavye başında cesaret bulanların, toplumun değerlerine saldırmayı bir özgürlük sanmaları gerçekten düşündürücü.
Burada bir gerçeğin altını çizmek gerekiyor:
Ne Atatürk’e, ne peygamberlere, ne geçmişte başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı yapmış isimlere, ne de bugün görevde olan Recep Tayyip Erdoğan’a hakaret etmek bir fikir özgürlüğü değil; düpedüz acizlik ve cahilliktir.
Hakaret, eleştiri değildir.
Hakaret, özgürlük değildir.
Hakaret, seviyesizliğin ve karanlık bir zihnin dışa vurumudur.
Geçtiğimiz günlerde İncirliova’da 10 Kasım Atatürk’ü Anma Töreni sırasında yaşananlar, ardından yine sosyal medya hesabı üzerinden yapılan çirkin paylaşımlar toplumun geniş kesimlerinde haklı bir öfke oluşturdu. Bu topraklarda yaşayan hiçbir vatandaşın, bu ülkeye yön veren değerlere saldırmaya hakkı yoktur.
Bizler binlerce yıllık bir geçmişten geliyoruz.
Osmanlı da bizim, Gazi Mustafa Kemal Atatürk de bizim.
Bu iki büyük mirası birbirine düşman gösterenler ise ne tarihimizi bilir, ne de bu toplumun mayasını…
Toplum olarak yapmamız gereken bellidir:
Değerlerimize sahip çıkmak, saygı kültürünü yaşatmak ve hiçbir koşulda hakareti normalleştirmemektir.
Bugün sosyal medya üzerinden yapılan bu saldırılar sadece Atatürk’e, peygambere ya da Cumhurbaşkanına değil, bir milletin ortak vicdanına yöneliktir. Bu nedenle kimden gelirse gelsin, hangi görüşten olursa olsun hakaret kültürüne “dur” demek herkesin görevidir.
Unutmayalım…
Saygının bittiği yerde toplum çöker.
Ve biz, böyle bir çöküşe asla izin vermemeliyiz.
Kalın sağlıcakla…













