Toplumların tarihine baktığımızda değişmeyen bir gerçek vardır: Her dönemde bir elit tabaka ortaya çıkar. Bu yalnızca siyasetin konusu değildir; sosyolojinin ve psikolojinin de doğrudan ilgilendiği bir olgudur. Çünkü her toplumda bilgi, beceri, organizasyon kabiliyeti ve etki gücü bakımından öne çıkan insanlar bulunur. Asıl mesele ise elitlerin var olup olmaması değil, nasıl bir elitliğin ortaya çıktığıdır.
Bu anlamda elitler arasındaki rekabet kaçınılmazdır. Çünkü insanların aynı statü, etki ve saygınlık alanında bulunmaları doğal olarak bir mücadele doğurur. Fakat bu rekabetin hangi değerler üzerinden yürüdüğü belirleyicidir. Eğer mücadele emek, bilgi, çalışma ve üretim üzerinden gerçekleşiyorsa, bu durum toplumu yukarı taşır. Elitler arasındaki böyle bir yarış, yalnızca bireysel başarıyı değil, toplumun genel seviyesini de yükseltir. Dolayısıyla elitler arasında bu tipte gerçekleşecek olan mücadeleler, toplumun seviyesini yükseltebilir. Bu bağlamda Kur’an da, Maide Suresi 48. ayette hayırlı işlerde yarışmamızı telkin etmektedir.
Sorun, rekabetin üretken değerlerden kopup dar çıkar ilişkilerine dönüşmesiyle başlar. Bu noktada özellikle sadakat kavramı farklı bir anlam kazanır. Sadakat, aslında güven ve bağlılık içeren bir erdemdir. Ancak kişilere bağlı bir çıkar ilişkisine dönüştüğünde, elit yapının kalitesini düşürür. Tarih bize defalarca göstermiştir: Dün birinin adamı olanlar, şartlar değiştiğinde kolayca başkasının adamı olabilir.
Ne kadar eleştirsek ve karşısında dursak da modern dünyada büyük güçler çoğu zaman profesyonel elitlerle hareket eder. Bunun dikkat çekici örneklerinden biri, Amerika’nın Irak’ı işgal sürecidir. Bu müdahale yalnızca askerî bir karar değildi; öncesinde ciddi bir entelektüel zemin hazırlanmıştı. Nitekim tarihçi ve sosyal bilimci Bernard Lewis gibi isimlerin Ortadoğu üzerine ortaya koyduğu tezler ve yorumlar, müdahalenin düşünsel arka planını oluşturarak hem karar vericileri hem de kamuoyunu etkileyen bir çerçeve sunmuştu. Böylece önce toplumun zihninde belirli bir algı ve meşruiyet zemini oluşturuldu, ardından geriye yalnızca askerî müdahalenin gerçekleştirilmesi kalıyordu.
Bu nedenle toplumumuzda sağlıklı bir elit yapısının ortaya çıkması için elitlerin topluma fayda kazandıracak kavramlar üzerinden politikalar, stratejiler üretmesi ve profesyonellerle çalışması gerekmektedir. Aksi halde elitlik, toplumu ileriye taşıyan bir öncülük olmaktan çıkar; yalnızca dar çevrelerin çıkar ilişkileri içinde dolaşan bir statüye dönüşür.
Sonuç aslında basittir: Her toplumda elitler vardır. Ancak toplumların kaderini belirleyen asıl şey, bu elitlerin hangi fikir ve kavramlarla düşündüğü ve birlikte çalıştıkları yetkin profesyonellerdir.
İncirliovalı Tarihçi-Bilim Uzmanı
Mert İrgi












