Dün kuraklığa isyan, bugün taşkına feryat
Aydın’da dün çiftçinin dilinde tek kelime vardı: kuraklık.
Bugün ise aynı topraklar taşkınla boğuşuyor.
En son 2019 yılında aşırı yağışlarla birlikte Büyük Menderes Nehri taşmış, binlerce dönüm arazi sular altında kalmıştı. Aradan geçen yıllarda ise yağmur, Aydın’a adeta küsmüştü. Beklenen yağışlar düşmedi, barajlar dolmadı, tarlalar susuz kaldı. Çiftçi her yaz aynı hesabı yaptı: Pamuk bir kez mi sulansın, iki kez mi?
“Nasıl olsa artık çok yağmur yağmıyor” denildi.
“Büyük Menderes taşmaz” diye düşünüldü.
Ve önlem alınmadı.
Sonuç ortada…
Kurak geçen yıllarda pamuk tarlaları beklenen verimi vermedi. Susuzluk çiftçinin hanesine zarar olarak yazıldı. Çiftçi isyan etti, sesini duyurmaya çalıştı ama çoğu zaman karşılık bulamadı. Umudunu kaybeden üretici bu yıl pamuğu bıraktı, buğdaya yöneldi.
Ama hayat işte…
Allah’ın işine karışılmıyor.
Bu kez de yağmur fazlasıyla yağdı.
Yedi yıl sonra Büyük Menderes yine taştı.
Binlerce dönüm ekili arazi sulara gömüldü.
Dün susuzluktan yakınan çiftçi, bugün selden yakınıyor.
Ama aslında çiftçinin sitemi ne kuraklığa ne de taşan sulara…
Çiftçinin asıl isyanı, yalnız bırakılmasına.
Geçtiğimiz günlerde Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı Ebubekir Gizligider Aydın’a geldi. Yanında AK Parti Aydın milletvekilleri de vardı. Taşkın alanlarını “yerinde incelemek” için Koçarlı Adnan Menderes Kent Ormanı’na çıkıldı. Tepeden bakıldı, açıklamalar yapıldı, kameralar kayıttaydı.
Ama keşke…
O tepeye çıkılacağına çizmeler giyilip tarlaya inilseydi.
Keşke selin içinde kalan çiftçinin yanına gidilseydi.
Keşke dert, sahibinden dinlenseydi.
Çiftçi en yetkili ağızlara derdini anlatmak istiyor.
Yetkililer ise sanki o dertten kaçıyor.
Şimdi soruyorum:
Yine aylarca kuraklığı mı tartışacağız?
Yoksa bugün sular altında kalan araziler için neden önlem alınmadığını mı?
Çiftçi doğayla değil, ihmalle mücadele ediyor.
Ve bu mücadeleyi artık tek başına vermek istemiyor.












