Ormanlar kendi kendine yanmıyor!
Aydın...
Bereketli toprakların, zeytinin, incirin ve kestanenin başkenti…
Bir yanında Dilek Yarımadası Büyük Menderes Deltası Milli Parkı, diğer yanında Madran Dağı’nın yemyeşil ormanları…
Çine’nin çam kokan tepeleri…
Bozdoğan’ın serin yaylaları…
Karacasu’nun ormanları…
Karpuzlu’nun doğal güzellikleri…
Köşk’ten Koçarlı’ya, Germencik’ten Söke’ye kadar uzanan eşsiz bir coğrafya…
İşte bütün bu güzellikler, aslında bize bırakılmış en değerli mirastır.
Ancak ne yazık ki her yaz aynı korkuyu yaşamaya başlıyoruz.
Artan sıcaklıklarla birlikte gözümüz ormanlardan gelecek kötü haberlere çevriliyor.
Bir duman yükseldiğinde hepimizin yüreği ağzına geliyor.
Çünkü biliyoruz ki çıkan her yangın, sadece ağaçları değil; geleceğimizi de yakıyor.
Oysa yangınların büyük bölümü doğal nedenlerle değil, insan ihmaliyle başlıyor.
Orman kenarına atılan bir sigara izmariti…
Kontrolsüz yakılan anız…
Bakımı ihmal edilen elektrik hatları…
Ve çoğu zaman farkına bile varmadığımız cam ya da plastik şişeler…
Piknik yaptıktan sonra gelişi güzel doğaya bırakılan cam şişeler, kavurucu yaz güneşinde mercek görevi görerek kuru otları tutuşturabiliyor.
Yere atılan plastik şişeler, ambalajlar ve diğer atıklar ise yalnızca çevreyi kirletmiyor; yangın riskini de artırıyor.
Bugün yol kenarına bırakılan küçücük bir çöp, yarın binlerce dönümlük ormanın kül olmasına neden olabiliyor.
Üstelik kaybettiğimiz sadece ağaçlar olmuyor.
Yanan bir ormanda kuşların yuvaları yok oluyor.
Kirpiler…
Kaplumbağalar…
Sincaplar…
Arılar…
Ve daha adını bile bilmediğimiz binlerce canlı yaşamını yitiriyor.
Toprak verimsizleşiyor.
Su kaynakları zarar görüyor.
Temiz hava yerini dumana bırakıyor.
Yani aslında yanan yalnızca orman değil, Aydın’ın geleceği oluyor.
Elbette burada en büyük sorumluluk vatandaşlara düşüyor.
Doğaya bırakılan her çöpün, her cam şişenin, her izmaritin nasıl sonuçlar doğurabileceğini artık hepimiz bilmek zorundayız.
Ancak mücadele yalnızca vatandaşın duyarlılığıyla başarıya ulaşamaz.
Başta Aydın Valiliği, kaymakamlıklar, belediyeler, Orman İşletme Müdürlükleri, jandarma, emniyet teşkilatı ve ilgili tüm kurumlar yaz ayları başlamadan riskli bölgelerde denetimlerini artırmalı, ormanlık alanlarda önleyici tedbirleri eksiksiz uygulamalıdır.
Orman yolları sürekli kontrol edilmeli…
Piknik alanları daha sık denetlenmeli…
Yangın riski yüksek bölgelerde devriye faaliyetleri artırılmalı…
Kuru ot temizliği zamanında yapılmalı…
Elektrik iletim hatlarının bakımları geciktirilmeden tamamlanmalıdır.
Bunun yanında çevreyi kirletenlere, ormanlık alanlara çöp atanlara, anız yakanlara ve yangına sebebiyet verecek ihmallerde bulunanlara uygulanan cezalar da mutlaka daha caydırıcı hale getirilmelidir.
Çünkü birkaç yüz ya da birkaç bin liralık ceza, kaybedilen bir ormanı geri getirmeye yetmiyor.
Cezalar öyle olmalı ki, hiç kimse elindeki çöpü doğaya atmayı göze alamamalı.
Bugün hep birlikte sahip çıkmazsak…
Yarın çocuklarımıza göstereceğimiz ne Madran Dağı kalır…
Ne Dilek Yarımadası’nın eşsiz güzellikleri…
Ne de Büyük Menderes Deltası’nın binlerce canlıya ev sahipliği yapan doğal yaşamı…
Aydın, doğasıyla güzel…
Ormanlarıyla nefes alan…
Milli parklarıyla, dağlarıyla, yaylalarıyla, vadileriyle yaşayan bir şehir…
Bu güzellikleri korumak yalnızca devletin değil, bu topraklarda yaşayan her birimizin ortak görevidir.
Çünkü yangınla mücadele, ilk alev yükseldiğinde değil…
İlk çöp yere atılmadığında başlar.
Bugün göstereceğimiz duyarlılık, yarın Aydın’ın yemyeşil kalmasının en büyük güvencesidir. Çünkü bu topraklar bize ait değil; çocuklarımızdan ödünç aldığımız bir emanettir.













